Vekile Tebligat – İlamda vekil belliyse

  • Daire:HGK
  • Tarih:2003
  • Esas No:2003/12-442
  • Karar No:2003/445

İlgili Maddeler: Avukatlık Kanunu md.41, 171 Tebligat Kanunu md.11, 32  HUMK md.62

Taraflar arasındaki “icra takibinin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Akşehir İcra Tetkik Merciince istemin reddine dair verilen 27.11.2002 ve 2002/108-124 s. kararın tetkiki Davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2003 tarih ve 309-2780 s. ilamı ile; (…Avukatlık Yasası ve Yönetmeliği 171. maddesi gereğince avukat, üzerine aldığı işi yasa hükümleri ve yazılı sözleşme şartlarına göre sonuna kadar takip eder. Takip dayanağı boşanma ilamında borçlu vekille temsil edilmiştir. HUMK’nun 62-68, Avukatlık Yasası 41, Tebligat Yasası 11. maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Açıklanan nedenle, takip dosyasındaki icra emrinin vekil yerine asile tebliğ olunması usulsüzdür. Mercice icra emri tebliğ işleminin iptal edilmesine karar vermek gerekirken, dayanak ilam göz ardı edilerek, borçlu vekilinin icra dosyasında vekaleti olmadığından bahisle talebin reddine karar verilmesi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı/borçlu vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, takibin usulsüz tebligat sebebiyle iptali istemine ilişkindir.

Öncelikle ; her iki tarafın da bozmaya uyulmasını istemeleri karşısında davanın ve uyuşmazlığın niteliğine göre mahkemece resen direnme kararı verilip verilemeyeceği hususunun çözümü gerekmektedir.

Davacı borçlu yanca iptali istenen takip, ilama dayalı olup, nafaka alacağına ilişkindir. Nafakaya ait hükümler aile hukuku kapsamında olup, kamusal niteliklidir. Sair taraftan, tebligatın usulüne uygunluğu hakimin resen göz önüne alması gereken kamu düzeni yanı ağır basan hususlardandır. Her iki yönüyle de tarafların uyma istemelerine karşın mahkemece resen direnme kararı verilmesi kanuni olarak mümkün görülmekle ön sorun aşılarak uyuşmazlığın sair yönünün incelenmesine geçilmiştir.

Davacı/borçlu vekili 18.10.2002 günlü dava dilekçesinde özetle; Müvekkili aleyhine Akşehir 1. İcra Müdürlüğünün 2002/1283 s. dosyası ile icra takibine girişilip icra emri çıkarıldığını, ancak takibin nafaka alacağına ait olduğunu, borçlu vekili olarak tarafına çıkarılması gerektiğini, vekil ile takip edilen davalarda icra takibine geçilmesi halinde icra emri tebliğinin vekile yapılmasının zorunlu olduğunu, ancak icra dosyasında borçlu anılırken takip talebinde ve icra emrinde borçlu vekilinin ismi geçmeyip, tebligatın borçlu asile yapıldığını, bu sebeple takibin iptalini istemiştir.

Davalı /alacaklı asil usulüne uygun tebliğe karşın duruşmaya gelmemiş, delil de bildirmemiştir.

Tetkik Mercii ; ” icra dosyasının tetkikinde Faruk K. (davacı) vekili olarak Av. Nimet Yaşa’nın vekaletnamesinin bulunmadığı görülmüştür. Vekaletname olmadan (borçlu) davacı Faruk K. vekili olduğunun icra müdürlüğünce bilinmesi mümkün değildir. Bu sebeple davacı(borçlu) talebinin reddine, takibin kaldığı yerden devamına karar vermek gerekmiştir.” Gerekçesiyle davacı (borçlu) tarafın icra takibinin iptali yolundaki talebin reddine, icra takibinin kaldığı yerden devamına karar vermiştir. Hüküm Özel Dairece başlıkta açıklanan sebeple bozulmuş, Tetkik Merciinin önceki kararda direnmeye ait kararı davacı vekilince temyize getirilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık ; İlamda vekil olduğu belirli olan ancak ilama dayalı takipte icra dosyasında ayrıca vekaletnamesi bulunmayan borçlu vekili yerine borçlu asile icra emri tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı noktasındadır.

İlkin, konuyla ilgili kanuni düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

1136 s. Avukatlık Yasasının 171. maddesinde “Avukat, üzerine aldığı işi yasa hükümleri ve yazılı sözleşme şartlarına göre sonuna kadar takip eder.” Hükümü yer almaktadır. Nitekim takip dayanağı Akşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.06.2002 tarih ve 2002/10-496 s. boşanma ve nafaka konulu ilamda da davacı/borçlunun kendisini vekille temsil ettirdiği görülmektedir.

Diğer taraftan, 1086 s. Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 62. maddesi; “Kanunen salahiyeti mahsusa itasına mütevakkıf hususlar müstesna olmak üzere vekalet, hüküm katiyet kesbedinciye kadar davanın takibi için icap eden bilümum muameleleri ifaya ve hükmün icrasına ve masarifi muhakemenin tahsiliyle bundan dolayı makbuz itasına ve kendisi aleyhinde de işbu muamelatın kaffesinin ifa edilebilmesine mezuniyeti mutazammındır…. İşbu mezuniyeti takyit edecek tüm kayıtlar sair taraf indinde gayri muteber addolunur.” Hükmünü amir olup, aynı Yasanın 68. maddesinde ise; “Müvekkili namına muamele yapmış olan vekil nefsini azlettiğini veya müvekkili tarafından azlolunduğunu dava zaptına kayıt veya tebliğ ettirilmek suretiyle sair tarafa bildirmedikçe, istifa ve azlin o taraf hakkında hükümü yoktur. ” denilmektedir.

Konuyla ilgili 7201 s. Tebligat Yasasının 11. maddesinde ise; “vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.” Hükümü bulunmakta, 1136 s. Avukatlık Kanununun 41. maddesinde de “Avukatın vekaleten çekilmesi” başlığı altında açıkça “Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ilişkin vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş tarih süre ile devam eder…Şu kadar ki, adli müzaharet bürosu yahut baro başkanı tarafından tayin edilen avukat, kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özürü olmadıkça, görevi yerine getirmekten çekinemez. Kaçınılmaz sebebin veya haklı özürün takdiri avukatı tayin eden makama aittir.” ifadesine yer verilmektedir.

Somut olaya gelince; nafaka alacağına ait ilama dayalı takipte icra emri borçlunun kendisini vekille temsil ettirdiği ilam kapsamından açıkça belirli olmasına karşın vekil yerine asile gönderilmiştir.

Yukarıda açıklanan bütün  kanun hükümleri karşısında icra emrinin “vekile” çıkarılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu açık kanuni düzenlemeler varken takip dayanağı ilam kapsamında davacı/borçlunun kendisini vekille temsil ettirdiği belirginken, vekil yerine asile yapılan tebligat usulsüzdür. İcra dosyasında borçlu vekilinin vekaletnamesinin bulunup bulunmaması da sonuca etkili görülmemiştir.

Bunun yanında, vekile çıkarılmış ve usule aykırı bir tebligat ta bulunmadığına, eş söyleyişle vekile hiç tebligat yapılmadığına göre “usulsüz tebliğ” ile ilgili 7201 s. Tebligat Kanununun 32. maddesinin de somut olayda uygulama yeri yoktur.

Şu durumda, sonuç olarak İcra müdürünün icra emrinin asıla çıkarılması suretiyle, anılan kanun hükümlerine aykırı işleminin varlığı açık ve vekil yerine asile yapılan bu tebligat ta usulsüzdür.

Mercice ; Hukuk Genel Kurulunca da usul ve kanuna uygun bulunan bozmaya uyularak usulsüz yapılan icra emrinin tebliğ işleminin iptal edilmesine karar vermek gerekirken aksi düşüncelerle önceki kararda direnilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Davacı-borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarda ve Özel Daire kararında açıklanan gerektirici sebeplerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istem halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 02.07.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

DİKKAT:
Randevu neticesinde avukatlarla yapılan görüşmeler danışmanlık ücretine tabidir.
İletişim bilgileri için tıklayınız
Danışmanlık hizmeti ve ücreti için tıklayınız