Köşe Yazılarım

AVUKAT KULLANMA REHBERİ :)

MALUM HEP MÜVEKKİLLER DERT YANAR YA, BİR DE AVUKATLARIN GÖZÜYLE BAKALIM DEDİK OLAYLARA

Avukatlar milyonlarca kanun maddesini hatta yönetmelikleri ezbere bilmelidir.

Sorununuz hukuki olsun veya olmasın her saatte her yerde ona danışabilirsiniz.

Avukatlar uyumaz, aile düzenleri yoktur. O nedenle haftanın her gün ve saatinde aramaktan çekinmeyin. Gece gündüz, hafta sonu, bayram seyran, gece yarısı saat 24:00 da veya balayında arayabilirsiniz.

Kadın veya erkek olsun avukatınızı nereye isterseniz çağırın hangi saatte olursa olsun, gelirler, gelmezlerse fevkalade ayıp ederler.

Her ne kadar Türkiye Barolar Birliği tarafından “danışma ücrete tabidir” denilse de inanmayın. Doktorların muayene ücretini mutlaka ödeyiniz ama avukatın ücreti diye bir şey düşünerek strese girmeyiniz.

Yılların bilgi birikimine dayanarak da olsa sadece iki cümle kurmak için para alınmaz, hele sizi falanca dost göndermişse hiç para alınmaz. Ama doktor “bir şeyciğin yok 2 saat uyu geçer” dediğinde vizite ücreti mutlaka verilmelidir. Çünkü size beş dakikasını ayırmıştır.

Avukat dava masraflarını cebinden yapar. Siz bunu dert etmeyin. Allah’ın avukatlara özel olarak para gönderdiğini hepiniz biliyorsunuz. Türkiye’de Allah bunu başka hiçbir meslek mensubuna yapmaz.

Dava harçlarının yüksek olması durumunda,bilirkişi ücretini fahiş bulduğunuzda doğrudan onlara kızıp söylenebilirsiniz.

Dava aşamasında, mutlaka bildiğiniz tüm avukat, emekli hakim, zabıt katibi ve hatta başından buna benzer dava geçmiş olan tüm dostlarınıza ve bakkalınıza danışıp avukatınıza iletin. Onların fikirleri avukat için önemlidir. Nasıl olsa işinizin masraflarını o yaptığı için hiç olmazsa hukuki bilgileri de siz ona aktarın.

İşin başlangıcında size davanızın kazanılmasının çok zor olduğunu, hatta haksız olduğunuzu söylemiş olsa bile, dava kaybedildiğinde bu gene sadece avukatın suçudur.

Siz adam öldürmüş olabilirsiniz ama beraat kararı alamayan avukat hatalıdır.

Boşanma davanıza bakıyorsa eğer, saat başı arayıp konu ile ilgili veya ilgisiz son gelişmeleri lütfen ona bildirin. Kayınvalidenizin, görümcenizin dedikleri, sabahı beklemeyecek kadar önemlidir avukat için.

Davanız uzayabilir. Bu durum hakim değişikliği, bilirkişinin raporunu geç vermesi, duruşma tarihinin uzun aralarla verilmesinden kaynaklansa da iktidarı ele geçirip bunları düzeltmediği için yine avukat sorumludur.

Davanıza bakan hakimi veya savcıyı tanıyan bir yakınınız varsa mutlaka onu devreye sokun, böylece probleminizi avukatsız çözebilirsiniz. Zaten hakim ve savcılar da sizden bunu beklerler ve bu çok hoşlarına giden bir yoldur.

Davanızda göstereceğiniz tanıkların ne bildiğinin önemi yoktur. Kanuna aykırı olsa da avukat, sizin için onlara ne diyeceklerini öğretmelidir. (Hatta duruşmada tanıklarınızın şaşması halinde dahi avukat sorumludur)

Bir borcunuz dolayısıyla hakkınızda icra takibi yapılmışsa bunu tek sorumlusu alacaklınızın avukatıdır. Bu avukat evinize veya işyerinize hacze geldiğinde ona dilediğinizi yapma hakkınız vardır. Küfür edin, tehdit edin hatta öldürün. İşte bu konuda özgürlüklerin en genişine sahipsiniz.

Karşı tarafın avukatı, artık meslektaşımız değil bizim düşmanımızdır. Adliye koridorunda onunla sohbet ediyorsak, bu aslında iki yakın arkadaş olmamızın değil, sizi satmış olduğumuzun bir göstergesidir.

Avukatınız Amerikan filmlerinde görüldüğü gibi uzun uzun savunma yapamıyorsa, yargıcı bir yana atıp tanıklara kendisi soru sorarak onların yalanlarını ortaya çıkaramıyorsa beceriksizliğine verin. Hatta bu avukat duruşmaya tam olarak saat kaçta girileceğini bile bilmez, sizi duruşma kapısında bekletirse onu azledip tazminat isteyin.

Sizin işinizi yaparken avukatın tek amacı adalet, daha doğrusu sizin için adalet olmalıdır. Ona para teklif etmenize gerek yoktur. Avukat başka işlerden kazanır parasını. Kumarmış, kadın veya beyaz zehir size ne, nereden kazanırsa kazansın önemli olan size bedava çalışmasıdır. Hatta isterseniz öğlene doğru gidin de size yemek ısmarlasın. Afiyet olsun!

İstanbul avukatlarından Ömer Yasa’nın “Yargı çevrelerine göre İstanbul rehberi” isimli broşüründen alıntıdır.

Basit ve sıradan: Kadın ve Ölüm

Öldürülüyoruz!!!

Her gün gazetelerin üçüncü sayfasından haberlerimiz okunuyor. Çoğunlukla geçiştiriliyor ölümlerimiz.

Her gün içimizden üç kişi “günün seçilmiş kadını” oluyor. Ölümde sıramızı bekliyoruz.

Feryat ediyoruz!!!

Yüzümüz gözümüz morarmadan, birkaç bıçak darbesi almadan ve dahi raporlamadan Aile Mahkemesi Hakimi uzaklaştırmıyor yüzümüzü gözümüzü morartıp, bıçaklayacak olanı. Korunma kararı öyle kolaydan, canımız acımadan verilemiyor. Esasında “koruma kararını” alabildiysek şanslı bile sayılırız lakin can yandıktan sonra gelen adalete biz adalet demiyoruz! Bazen Cenaze namazımız kılınıyor adaletin tecelli ettiği saatlerde.

Cumhuriyet Savcılıklarında “yetersiz delilli” dosyalarımız “takipsizlik” kararlarıyla arşivlere kaldırılırken, her dosyanın bir mağduru bir de cesaret bulanı oluyor. Bize düşen rol çaresizlikle beklemekken, cesaret bulanlar ise planlar yapıyor ecelimize dair. Şiddetin hiçbir geçerli gerekçesi olamayacağını biliyoruz biz. Bilmeyen Savcılar var ki “ne yaptın da dövdü seni” diyebiliyor, meslektaş olmaktan utanıyoruz.

Kamusal otoritenin toplam üç yüz elli hakim ve savcıyı eğitmesi yetmiyor, yaralara derman olamıyor.

Koruma kararlı dosyalarımızın akıbeti kolluk kuvvetlerinden sorulamıyor. Arz edemiyoruz polise halimizi, arz ettiklerimiz “hadi barışın, olur böyle şeyler aile içinde” sümeninin altına tıkılıyor. Kırk bin dört yüz polisi “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Polisin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi “ kapsamında eğitmemiş miydiniz?

Münferitmiş ölümlerimiz, öyle diyor Aileden ve Bizden Sorumlu Devlet Bakanı.

Kadını erkeğin şiddetinden koruyamadığından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ceza alan Devletin bizi münferiden yahut topyekünen koruması lazım gelen Bakanının ilgisini çekmek için topluca mı katledilmemiz gerekir? Günde üç kadın cinayeti münferitse bir günde kaçımızın öldürülmesi gerekir?

“Kadın” kelimesini duymaya tahammülsüzler, bizi “kadın”, bizi “birey” olduğumuzdan değil “Aile”nin yapı taşı olduğumuzdan önemsiyor yalnız. “Aile” kurumu dışında varlık göstermemize kanun başlıkları engel oluyor, kadın oluşumuza set çekiliyor, sokuluyor gözümüze bireysizliğimiz.

Ailenin Korunması Hakkında Kanun dedikleri (4320 S.Y.) esasında KADINı şiddetten koruyan yasa değil. “Aileyi Bir Arada Tutma Yasası”, “Kol Kırılır Yen İçinde Kalır Yasası”. Kadını şiddetten koruma amaçları, kadını hapsetmek istedikleri AİLE’yi korumaktan öte değil.

Çok şey değil, sadece insanın en temel hakkı olan yaşam hakkını istiyoruz biz. Bu hakkımız için verdiğimiz dilekçeler dosyalarda birikiyor. Hayatta kalmak uğruna verdiğimiz mücadele küçümseniyor, yıldırılıyoruz. Bizi koruyacak mekanizmayı hayata geçirmek için vereceğimiz mücadelede bıktırılıyoruz.

Feryat ediyoruz!!!

Duymuyorlar…

Acı çekiyoruz!!!

Hissetmiyorlar…

Öldürülüyoruz!!!

Görmüyorlar…

Bu sebeplerle artık İsyan Ediyoruz!!!

AV. İlknur SEZGİN TEMEL

Ankara Barosu Kadın Hakları Kurulu

Başkan Yardımcısı

04.01.2011

  • “İşverenler ve İşletmeler İçin İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Danışmanlık Hizmetleri Rehberi”miz ilknursezgintemel@gmail.com adresinden talepte bulunan İşletmelere internet ortamında gönderilmektedir.
DİKKAT:
Randevu neticesinde avukatlarla yapılan görüşmeler danışmanlık ücretine tabidir.
İletişim bilgileri için tıklayınız
Danışmanlık hizmeti ve ücreti için tıklayınız