4320 SAYILI YASANIN UYGULANMASINDAKİ SORUNLAR

AV. İLKNUR SEZGİN TEMEL[1]

Sistematik bir sınıflandırma yapmak gerekirse genellikle sorunların aşağıdaki başlıklar altında toplandığını görmekteyiz.

1- ZAMAN / İVEDİLİK SORUNU

*** 4320 S.Y.’yla ilgili ilk zaman sorunu özellikle fiziksel şiddet görerek kolluk kuvvetine başvurmuş mağdur için Savcılığın Aile Mahkemesine başvurusundaki gecikmelerdir. Kolluk, her iki yanın ifadelerini almadığı sürece elindeki evrakı Savcılığa intikal ettirmediğinden, olayın Savcılığa intikali şiddet olayından birkaç hafta sonra olabilmektedir. Savcılığın dosyayı incelemesi, tarafların yeniden ifadesine başvurması, Sulh Ceza Mahkemesinde dava açması, en önemlisi Aile Mahkemesine 4320 S.Y.  çerçevesinde koruma tedbiri için başvurması olayın oluşundan üç ay sonraya rastlamaktadır.

*** Kişi (mağdur veya ihbar eden) Aile Mahkemesine direkt olarak başvurduğunda her ne kadar karar bir saat içinde yazılması mümkün kararlardansa da, bu kararın imzadan çıkması (UYAP’ta hakim ve katipçe onaylanması) ortalama 2-3 gün almakta, İnfaz Savcılığının sistemine düşmesi (somut olarak karşılaştığım bir olayda 3 gün sürmüş) yine birkaç gün almakta, İnfaz Savcılığından Emniyet Müdürlüğüne ilgili kararın üst yazı ile gönderilmesi hazırlığı yine en az 1-2 gün sürmektedir. Savcılıktaki evrak postayla / yahut bu iş için görevlendirilmiş memur aracılığıyla Emniyet Müdürlüğüne gönderilmekte, burada tasnife tabi tutulmakta, bilahare ilgili Karakol’a gönderilmektedir. İlgili Karakolda 4320 Sayılı Yasayla ilgili verilen kararlar tek bir polis memurunun sorumluluğunda olup, aleyhine karar alınan kişiye evrakın teslimi (tebliği) aynı memur aracılığıyla yapılmaktadır. Memurun mesai saatlerinde başka işlerle de meşgul olması, şiddet uygulayanın özellikle akşam / gece saatlerinde evine dönmesine rağmen memurun o saatte mesaisinin bitmiş olması ve gece nöbetindeki başka bir memurun tebliğ görevini üstlenmemiş olması / üstlenememesi / böyle bir evraktan haberinin olmaması tebligatın da uzunca bir süre yapılamamasına sebep olmaktadır. (Somut olarak karşılaştığım bir olayda karakola gelen Savcılık evrakı ve Mahkeme kararının tebliği 2 hafta sonra yapılabilmiştir. Ankara Elmdağ ilçesinde 4320 S.Y.’ya göre verilmiş tedbir kararının üç ay sonra dahi Emniyetteki klasörde durduğu, tebliğ edilmesinin unutulduğu da görülmüştür.) Tüm bu süreler uç uca eklendiğinde karar tarihi ile tebliğ tarihi arasında en az 2-4 haftalık bir süre mevcuttur ki kanunun ruhuna hiç de uygun olmayan bir süredir bu.

2- TEBLİGATTAKİ SORUNLAR

*** Yönetmeliğin hazırlanması aşamasında KSGM’de kurulan komisyonda tebligatla ilgili uzun tartışmalar yaşanmış ve bu kelime taslakta özellikle yer almamıştı. Devreye Tebligat Kanunu’nun uzun sürecinin girmesi istenmediğinden “bildirim” kelimesi kullanılmıştır.

* ** 4320 S.Y. gereği verilen tedbir kararlarının infazı Cumhuriyet Savcılıklarına bırakılmış olmakla bildirim makamı da Savcılık ve Kolluktur. Kanaatimce bizzat Aile Mahkemelerince yapılmış tebligatların da mevcut olması sebebiyle (ki bazı Mahkemeler tebliğ için pul parası almaktadırlar) ve bu tebligatlar Tebligat Kanunu’na uygun olarak yapıldıklarından Mahkemece yapılmış bu tebligatlarla da kararın infazına başlanılabilmesi, dolayısıyla karşı taraf için cezai sorumluluğun başlaması gerekir. Somut bir olayımda Aile Mahkemesi, aleyhine tedbir konulan kişiye mahkeme kaleminde tebligat yapmış, tebligat parçası ve kararla karakola başvurulduğunda karakol bu tebliği kabul etmediğinden kararın infazı yoluna gitmemiş, yeniden tebligat yapma uğraşısı içine girmiştir. Karakol, mağdur vekili olarak çabalarım olmasa idi kendisine ibraz edilen kararın infazını, Savcılıktan üst yazı ile aynı karar gelinceye kadar külliyen reddedecekti.

*** Tebligatın ivedilikle yapılabilmesinin yanı sıra ne zaman yapıldığının bilinebilmesi de çok çok önemlidir. Kararın tebliğ tarihinin Savcılık ve mağdurca bilinmemesi Kanunun cezai müeyyide içeren hükümlerinin ne zaman uygulanabileceğinin bilinememesi demektir. Mağdur veya vekilinin hiçbir çabası olmaksızın kararın ilgili kolluğa ulaştığı ve kollukça tebliğ edildiği durumlarda mağdur, hakkında verilen koruma kararının hangi tarih itibariyle uygulanacağını bilememektedir. Bunun sebebi ise kolluğun yaptığı tebligatın ancak kollukça bilinmesi ve ancak infaz edildiğinde Savcılığa bilgi verilmesidir. Şöyle ki; altı aylık uzaklaştırmayı içeren karara ilişkin infaz bilgileri ilgili kollukça sürenin bitiminde savcılığa iade edilmektedir. O tarihe kadar ne kararı veren Mahkeme ne de kararın infazından sorumlu Savcılık tebligata ve infaza dair bilgi sahibi olamamaktadır. Esasında Mahkeme hiç olamamaktadır. Bu şu demektir; Mahkeme verdiği karar için korumanın başlangıç tarihini de, bitiş tarihini de hiç bilmemekte, Savcılık ise ancak karardaki süre dolduktan sonra bilebilecek durumda olmaktadır.

*** Özellikle koruma kararının ihlal edildiği durumlarda Savcılığa yapılan suç duyuruları neticesinde zaten devamlı olarak “Takipsizlik Kararı” verildiği yetmezmiş gibi, kararın tebliğ tarihini bilmeyen mağdurun dahi can güvenliği bu kararla sağlanamamaktadır.

*** Tebligat tarihinin mağdur ve vekilince bilinebilir olması İcra aşamasında da zorunluluktur. 4320 S.Y. gereği verilmiş nafaka kararlarının icraya konulmasında önemli olduğu gibi, en fazla altı ay süreyle verilebilen bu kararlar için nafakanın bitiş tarihinin İcra Müdürlüğünce de bilinebilmesi ve başkaca işlemlere gerek kalmaksızın tedbir süresinin sonunda infaz edilmiş dosyanın kendiliğinden hitam bulması, maaş haczi varsa borçlunun talebiyle haczin fek edilebilmesi gerekmektedir.

3- ÇOCUK TESLİMİNE İLİŞKİN SORUNLAR:

Spesifik bir sorun gibi görünse de uygulamada en çok uğraştıran sorundur. Mağdurların büyük bir çoğunluğu her şeylerini bırakıp müşterek konuttan çıkmakta / zorla çıkarılmakta / kovulmakta / konutu terk etmek zorunda kalmaktadırlar. 4320 sayılı yasanın ve Ceza Yasasının yeterince koruyucu olamaması sebebiyle müşterek konuta dönmeleri can güvenlikleri açısından oldukça tehlikelidir. Kabataslak elimdeki dosyalardan çıkardığım bir istatistikle mağdurların %80’inden fazlasının çocuklarını bırakmak zorunda kalarak evlerinden ayrıldıklarını söyleyebilirim. Çocuklar gerek aile içi şiddette yansıma yoluyla gerek direkt olarak mağdur olmaktalar. Bu sebeple özellikle küçük ve anneye muhtaç çocukların varlığı halinde daha fazla zarar görmelerini engellemek için hakimden anneye teslimleri talep edilmektedir.

Tedbiren annesine teslimine karar verilen çocuğun bu teslimini gerçekleştirecek merciin kim olacağına yönelik uygulamada fazlaca sorun ve ihtilaf bulunmaktadır. Bazı meslektaşlarım bunu İcra Müdürlüğü vasıtasıyla yapmaya çalışmakta, bazıları ise direkt olarak kolluk gücü vasıtası ile. Açıkçası gerçekleştirilen her çocuk teslimi, “el yordamıyla”, “ya tutarsa mantığıyla”, kapılar zorlanarak, kıyasen ve birilerini ikna etmekle ama kanuni dayanağı olmaksızın gerçekleşmektedir.

İ.İ.K.’muzda “çocuk teslimine” ilişkin icralar ancak “ilamların icrası” yoluyla takibe konulabilmektedir. Tedbir kararlarındaki “çocuk teslimine” ilişkin hükümlerle ilgili düzenleme İİK’nda mevcut değildir. 4320 S.Y.’ya göre verilmiş bir çocuk teslimi kararının “ilam” hükmünde olmadığı, tedbir mahiyetinde olduğu açıktır. Hal böyle olunca “ilamlı icra” yoluyla teslim alınması mümkün olmayan çocuklar için Aile Mahkemesi kararını nasıl uygulayacağız?

İlamsız icra takibi yolu kanunu oldukça zorlayan bir takip olacaktır zira “bir şeyin teslimine ilişkin” olarak bahsi geçen düzenlemeye çocuğu dahil etmek “eşya”nın tekili manasındaki “şey” kavramı içine bir canlıyı dahil etmeye çalışmak olur. Bu sebeple ilamsız icra takiplerine ilişkin ödeme emriyle çocuğun teslimi bağdaşır mahiyette değildir.

Ayrıca, tedbir niteliğindeki bu kararı “ilamsız icra” yoluyla yerine getirmeye çalışmak kararın tedbir niteliğini de ortadan kaldırıcı mahiyettedir. Zira, ilamsız icranın infazı için İcra Müdürlükleri “ihtiyati haciz” kararlarından farklı olarak borçluya –çocuğu teslim etmek borcu altında olan kişiye- tebligat yapılmasını aramaktadırlar ve bu tebliğ, Aile Mahkemesinin yahut Savcılığın yaptığı tebliğden ayrı, aynı kararın, aynı kişiye ikinci kez tebliği mahiyetindedir. Gereksizdir, kanunun ruhuna uygun olmayan zaman kayıpları içermekte, tedbir kararı olmasını bertaraf etmektedir.

Kanunlarımızda yeterli düzenlemenin olmayışı çocuk teslimlerine ilişkin kararların infazını çeşitli kurumların inisiyatifine bırakmaktadır.

Savcılıkça – kolluk kuvvetlerince- yapılması zaman kaybını önlese de teslim aşamasında tarafların ve kolluk kuvvetlerinin bulunması, teslim esnasında yaşanan tatsız olaylar çocuğun psikolojisini olumsuz etkilemektedir. İcra kanalıyla yapılacak teslimlerde “mahkeme uzmanı” bulunma zorunluluğu çocuğun menfaatinedir ancak kolluk kuvveti aracılığıyla yapılacak teslimden tek farkı -kolluğun, tarafların bulunması, teslimlerin genellikle karakolda yapılmasından öte- bu kalabalık kadro içinde sadece uzmanın da bulunmasıdır, ki bu da çocuğun psikolojisini yeterince koruyan bir uygulama olmaktan uzaktır.

Ankara İnfaz Savcılığı ve Karakol nezdinde yaptığımız bir uygulamayı örnek olarak anlatmak istiyorum. Öncelikle, Aile Mahkemesince karşı tarafa yapılmış geçerli bir tebligat olmasına güvenerek karar ve tebliğ evraklarıyla yetkili karakola gidildi. Karakol amiri, elimdeki evraklar Savcılıktan gelmediğinden –Savcılık-Emniyet üst yazısı olmadığından- ve çocuk tesliminin kendi görevleri değil de İcra Müdürlüğünün görevi oluşu gerekçesiyle kararın çocuk teslimine ilişkin kısmını uygulayamayacaklarını ifade ettiler. Bilahare bizzat İnfaz Savcısıyla yapılan görüşme neticesinde 4320 S.Y. gereği verilen kararların infaz merciinin Savcılık olduğu konusunda uzlaşıldı, Savcılıktan üst yazı alınarak yeniden ilgili karakola gidildi. Amir, yine aynı şekilde çocuğun teslimine ilişkin talebimizi reddetti. Savcıyla görüşmesi sağlandı. Geçerli tebligat olmasına rağmen kararın yeniden tebliğ edilmesi gerektiği bildirildi – ki Aile Mahkemesince yapılmış tebligatı Savcılık da kabul etmemişti- ve tebligatla çocuk teslimi birlikte yapıldı. Karakol amiri, Savcıdan aldığı emirle çocuğu babasından aldıktan sonra sağlık ocağında çocuğun raporunu aldırmak suretiyle tarafımıza teslimi gerçekleştirildi. Söz konusu çocuk 12 yaşlarında, bilinçli bir çocuktu ve açıkçası alkolik babasının baskısından ve korkutmalarından kurtulduğu için karakol aşamasındaki olaylardan çok fazla etkilenmiş de değildi. Ancak böyle bir teslim yönteminin her çocuk için uygunluğunun tartışılması gerekir.

4- KOLLUĞUN İZLEME GÖREVİNE İLİŞKİN SORUNLAR:

Karakoldan karakola değişen bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta şunu rahatlıkla söylemek mümkün ki kadın hakları ve şiddet konusunda amirin hassasiyetiyle doğru orantılı bir uygulamadır.

Bazı karakollar aleyhine tedbir alınana tebligat yapmış olmakla görevlerinin bittiği vehminde, ve dahi kararın ihlal edildiği kendilerine bildirildiği halde ilgisiz ve olay mahalline intikal etmezken, bazı karakollar tebliğden sonra mağdura da bazı bilgilendirmeler yapmakta ve kararın herhangi bir hükmünün ihlali halinde mağdurun nasıl ve hangi yollarla kendilerine ulaşabileceğini bizzat tutanakla bildirmektedirler.

Aleyhine tedbir kararı alınanın sağlık kuruluşlarında tedavisinin yapılmasına ilişkin kararların takibinin hiçbir şekilde yapılmadığı düşüncesindeyim. İnfaz Savcılığı, kararda hangi kurumlara görev düşmekte ise Emniyet Müdürlüğünün yanı sıra kararın birer suretini o kurumlara gönderiyor olsa da bu kurumlardaki evrakın akibeti, kararların ne şekilde uygulandığı tarafımca bilinmemekte. Ancak böyle bir kararımda karşı taraf tedavi olmadığını kimsenin de kendisini arayıp sormadığını bana bizzat ifade etmiştir. Yukarıda “Tebligat sorunları” maddesi altında yazılanlar esasında Sağlık kuruluşları açısından da geçerli. Tebligattan itibaren kişinin tedavi olması gerektiğinden bu tebligat tarihinin sağlık kuruluşunca da bilinebilir olması gerektiği gibi kurumun kendi tedavi yükümlülüğünün, tedavinin takibinin başladığı tarihin bilinmesi açısından da önemli.

Savcılıktan aldığı üst yazı ve Aile Mahkemesi kararıyla tedavi etme görevini öğrenen sağlık kuruluşu, ilgili kişiye bizzat ulaşmalı, tedavi olmaması hali cezai yaptırımı gerektirdiğinden tedavinin seyrine ilişkin tüm gelişmeleri vakit kaybetmeksizin infaz Savcılığı’na ve kararı veren Aile Mahkemesine bildirmelidir. Savcılık, şikayet aramaksızın, ihbar kabul ederek 4320 S.Y. gereği verilen tedbir kararına muhalefet suçundan kişi hakkında gerekli kovuşturmayı başlatmalıdır.

5-      KORUMA KARARININ İHLALİ HALİNDE ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR:

*** İletişim vasıtalarıyla rahatsız etmeme yönündeki kararı ihlal eden kişi aleyhine Savcılığa yapılan suç duyurularında Savcılık, yeterli delil olmadığından CMUK M. 135‘e göre böyle bir tespit yapılamayacağını, telefon kayıtlarının araştırılamayacağını gerekçe göstererek takipsizlik kararı vermiştir. Oysa aynı maddenin ilk fıkrasına göre bu mümkündür ve suçun tek delili de iletişimin tespitidir. Savcılığın bu uygulaması 4320 S.Y.’da sayılan bu tedbirin hiçbir yaptırımı olmadığı, hatta anlamsız olduğu sonucunu ortaya koymaktadır.

**** Eve yaklaşmama kararını ihlal ettiği, yani evde olduğu komşularca bildirilen kişi hakkında yetkili kolluk aranmış, işlerinin yoğun olması sebebiyle bizzat mağdurun karakola başvurması kollukça istenmiştir. Sonra da 155’i aramamız istenmiştir. Oysa söz konusu ihlal, bizzat yerinde ve vakit kaybetmeksizin tespit edilmesi gereken ihlallerdendir. Savcılığa bu konuyla ilgili yapılan başvuru yine takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştır.

*** Takip görevini ihlal eden memurlar hakkında “Görevi İhmal” suçuyla Savcılığa yapmış olduğum başvuru, benim telefonumdan 155’i aradığıma dair kayıt bulunamadığından takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştır. 155 Polis İmdat ile bizzat yapmış olduğum telefon kaydına Savcılığın ulaşamamış olması, ya da böyle bir kaydın bulunamamış olmasını ne şekilde yorumlamak gerektiğini takdirlerinize bırakıyorum.

*** Yine bir evden uzaklaştırma kararına muhalefetle ilgili yapılan şikayette sadece aleyhine tedbir konulan kişinin ifadesi alınmış, tebliğ tarihi ile karşılaştırılmadan –zira Savcılık kararın kişiye ne zaman tebliğ edildiğine dair hiçbir belgeye sahip değildir- sadece şüphelinin beyanına göre takipsizlik kararı verilmiştir.

Özetle söylemek gerekirse, 4320 S.Y. gereği verilen tedbir kararlarına uymama halinde Savcılıkça takipsizlik kararı verilmemiş tek bir dosyam dahi mevcut değildir. Umarım diğer meslektaşlarım benden daha şanslıdırlar.

4320 Sayılı Yasanın uygulanmasındaki sorunların giderilmesine yönelik öneriler:

– Koruma kararı, infazı gerçekleştirecek mercilerle ilgili hiçbir şüphe, ihtilaf ve tartışmaya meydan vermeyecek mahiyette, her tedbirin hangi mercice infaz edileceğinin açıkça düzenlendiği nitelikte olmalıdır.

– Kararın infazına ve infaz sürecine ilişkin tüm belgeler Aile Mahkemesi’nin dosyası içine girmelidir. Bu belgeler;

* Savcılığın Emniyet ve kararda adı geçen diğer kurumlara gönderdiği üst yazı,

* Kararın muhataba tebliğ tarihi,

* Diğer kurumların infaza ilişkin beyanları ve sürece dair bilgilendirmeleri,

* Kolluk kuvvetlerince kararın infazına ilişkin yapılan işlemler, tutulan tutanaklar, alınan sağlık raporları v.s.

* Yine kolluğun izleme görevine ilişkin tutanakları, eylemleri, işlemleri v.s.

* Karara muhalefet edilmesi durumunda suç duyurusunun bir örneği ve sonucu. (Takipsizlik kararı / açılan davanın iddianamesi, karar, kararın infazına ilişkin belgeler.)

–  Aile Mahkemesi Hakimlerinin, Savcıların ve kolluğun 4320 Sayılı Yasayla ilgili eğitilmesi,

– Kolluk Kuvvetlerinin uygulamalarında yeknesaklığın sağlanması.


[1] Ankara Barosu Kadın Hakları Kurulu Başkan Yardımcısı

AV. İLKNUR SEZGİN TEMEL

********************************************************

4320 SAYILI YASANIN UYGULANMASINDAKİ SORUNLAR başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av. İlknur SEZGİN TEMEL’e ait olup makale, yazarı tarafından http://ilknurtemel.av.tr/makalelerim-2/4320-sayili-yasanin-uygulanmasindaki-sorunlar/ adresinde yayınlanmıştır

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.

  • “İşverenler ve İşletmeler İçin İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Danışmanlık Hizmetleri Rehberi”miz ilknursezgintemel@gmail.com adresinden talepte bulunan İşletmelere internet ortamında gönderilmektedir.
DİKKAT:
Randevu neticesinde avukatlarla yapılan görüşmeler danışmanlık ücretine tabidir.
İletişim bilgileri için tıklayınız
Danışmanlık hizmeti ve ücreti için tıklayınız